Makale Neden Reddedildi?

Araştırmacılar olarak bizim için en önemli konulardan birisi araştırma makalelerimizin kendi alanlarımızda saygın dergilerde yayımlanması. Ancak bu dergilerde kabul oranı oldukça düşük (rakamlar dergi özelinde değişse de, dergilere gelen makalelerin yaklaşık %90’ının  [evet yüzden doksan] ret edilmesi olası bir durum).

Editörlerin bir makaleyi neden ret ettikleri ile ilgili birçok yazı var (birçoğu da editörler tarafından yazılmış) (ilgi duyanlara bu yazıları gönderebilirim). Ben bu yazıda bir araştırmamızın 10 dergiden ret alması (evet on dergi) sonucunda elde ettiğim tecrübelere dair birkaç bilgi vermek istiyorum. Alt kısımda yer alan noktaların tek bir araştırma özeli dışında birçok araştırma için geçerli olduğunu düşünüyorum.

Makalenin ret edilmesini başlıca konu, yöntem ve dil olarak üç kısımda özetlemek istiyorum.

A) Konu

Öncelikle olarak bir araştırmanın bilime katkı sağlaması gerekiyor. Bu kavram oldukça basit görünüyor. Ama bu durum kolay bir şekilde elde edilemiyor. Araştırılan konunun iyi bir şekilde bilinmesi gerekiyor (literatüre hâkimiyet). Ardından yapılan araştırma bu literatüre göre yeni bir şey söylemeli. Araştırma konusu bu yenilik noktasında önem kazanıyor. Öyle bir konu olmalı ki, literatüre sağladığı yeni bulgular ile ufak bir katkı sağlasın. Ancak burada konunun katkı sağlaması bazı durumlar da yazarın yazım kabiliyeti ile olabiliyor. O yüzden bilimsel araştırmanın aslında bir hikâye anlatmak olduğu vurgulanıyor.

[Bizim araştırmamız özelinde aslında konu oldukça ilginçti. Bunu sadece biz düşünmüyorduk. Dergi editör ve hakemleri de konuyu ilginç ve önemli bulmuşlardı. Ancak araştırma başında bizim dikkate almadığımız bir nokta vardı ve sürekli bu nokta farklı editör ve hakemler tarafından bize hatırlatıldı. Maalesef bize söylenilen “şu konuyu dikkate almamışınız” noktasının araştırmanın son aşamasında dikkate alınması mümkün değildi.]

B) Yöntem

Yöntem açısından özellikle bizim alanımızda en önemli noktalardan birisi “nedensellik” ilişkisi. Bu yüzden basit bir araştırma sorusunu cevaplarken kullandığımız yöntem bir ilişki mi gösteriyor, yoksa iki değişken arasında nedensellik ilişkisini mi açıklıyor. Bu nedensellik noktası uygun yöntemin seçilmesinde dikkat edilmesi ve kullanılan yöntemin sınırlarının bilinerek ona göre yorum yapılması açısından önem taşıyor.

[Bizim araştırmamız özelinde yöntem konusu biraz sorunluydu. İki değişken arasında ilişki kurduğumuz araştırma da, nedensellik varmış gibi bir dil kullanmıştık. Her ne kadar bu durum dil ile ilgili olsa da, aslında bir bakıma kullanılan yönteme yeterince hakim olunmamaktan kaynaklanabiliyor. Tabi kendimize haksızlık yapmayım, seçtiğimiz konuda araştırdığımız araştırma sorusu bizi bazı yöntemleri (araştırma yaklaşımı diyebiliriz) seçmeye zorlamıştı. Kısaca evet hocam biz de biliyoruz araştırma yaklaşımı en iyi seçenek değil, ama bu araştırma sorusuna bu yöntem en iyi ikinci seçenek.]

C) Dil

Çok yüksek ihtimalle (kesin diyebiliriz) alanınızdaki saygın dergilerin dili İngilizce. Bizim gibi ana dili İngilizce olmayanlar için bu durum sorun yaratabiliyor. Basit kelime ve harf hataları editör ve hakemler gözünde özensiz bir şekilde araştırma yapılmış izlenime yol açabiliyor. Aslında makalenin dilini dil bilgisi açısından inceleyen birçok kurum var. Hatta birçok derginin de belirli bir ücret karşılığında (bence çok ucuz değil) bu hizmeti verdiğini biliyoruz. Maalesef bu hizmetler bazı durumlarda yeterli olmuyor. Ek olarak dil ile ilgili belirtmek istediğim belirsiz kavramlardan kaçınılması. Araştırmamızın dili açısından sorun sadece İngilizce’den kaynaklanmıyor. Bazı kavramlar herhangi bir manaya gelmeyebiliyor. Örneğin “araştırılması gerekli” “bulgular beklenmedik” “sonuçlarımız çok önemli” “diğer bölgeler için geçerli” gibi kelime gruplarının altının doldurulması gerekiyor. Bulgularımız beklenmedik denildiğinde kime göre neye göre beklenmedik sorusu karşımıza çıkıyor.

[Bizim araştırmamızda da dil konu hem bilimsel dil açısından hem de İngilizce açısından sorunlar içeriyordu. Hangi çalışma içermiyor ki :). Yazıma ayırdığımız zamandan daha fazlasını yazımı düzeltmek için ayırmalıyız. ]

Not: bu arada 10 dergiden ret alan araştırmaya ne mi oldu? Çalışmamızın eksiklerini kabul ettik, geliştirdik ve çok değerli editör ile hakem önerilerini dikkate alıp yeniden araştırmamızı yapacağız. İşte o zaman kabul edileceğini düşünüyorum (veya umuyorum).

Araştırma Teknikleri kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Tarimarsiv.com

Türkiye’de tarım ekonomisi alanında yapılan araştırma verilerinin, anketlerinin ve ileride analiz kodlarının yer almasını planladığımız internet sayfamız tarimarsiv.com adresini açtık.

Henüz başlangıç aşamasındayız. Türkiye’deki araştırmacıların verilerini, anketlerini ve analiz kodlarını paylaşmalarının bilim alanımızın gelişimi için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Aslında bu yazı da bilimin tekrar edilebilirliği veya veri toplama aşamasının etkinliğini artırılması konusunda birşeyler yazmak istemiştim. Ancak şimdilik sadece tarimarsiv.com adresinin açıldığını ve araştırmacıların katkılarını beklediğimizi belirterek bitireyim.

İyi çalışmalar

Araştırma Teknikleri, Veritabanları kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Bilimsel Makale Okuma

Bir araştırmacının en fazla zaman harcadığı konuların başında bilimsel literatürde yayımlanan makaleleri takip etmek ve okumak geliyor. Ancak makale okuma dışında zaman ayrılması gereken önemli diğer konular olduğu için okuma işleminin verimli bir şekilde yapılması gerekiyor. Akademinin diğer alanlarında olduğu gibi bu alanda zaten bu iş içerisinde olan herkes tarafından bilindiği varsayılan bir alan. O yüzden yeni başlayanlar kendi başına bu işi nasıl yapacaklarını öğrenmek zorunda kalıyor. Ben de bu konuda önemli sorunlar yaşıyorum. Bu yazıyı da hem bana, hem de diğer başlangıç düzeyindeki araştırmacılara yardımcı olabileceğini düşündüğüm için yazmak istedim.

Niye Okumalı

Bilimsel makaleleri ilgilendiğimiz konuyu öğrenmek için okuyoruz. Bu öğrenme amacı da eğer araştırmacı isek, bilimsel literatürü öğrenerek kendi araştırmamızı kurgulamak, literatürdeki yerimizi ve kullanacağımız yöntemleri tespit etmek ve bulgularımızı diğer araştırmalar ile kıyaslamak olarak özetlenebilir. Tabi ki bu amaçlara birkaç ek daha yapılabilir. Ancak bu yazıyı okuyan birisi muhtemelen niye okuduğunu gayet iyi biliyordur.

Nasıl Okunabilir

Nasıl okumalı ile ilgili aklıma gelen başlıca iki yaklaşım var.

  • Bütün bölümleri sırası ile okuma: Bu yaklaşımda makale aynı bir roman benzeri baştan sona okunur. Artı tarafı makalenin bir bütün olarak kavranılmasında yararlı olmasıdır. Eksi tarafı ise doğrudan bizimle ilgili olmayacak kısımlara (örneğin kullanmayacağımız yöntem bölümüne veya girişten sonra gelen ve ilgili araştırma bölgesini ayrıntılı tanıtan bölüme) ciddi bir zaman ayrılarak ana araştırma konumuzdan sapabiliriz.
  • Bölümleri farklı sıra ile okuma: Bu yaklaşım genel olarak üstte belirtiğim yaklaşıma tercih ediliyor. Araştırmacılar veya araştırma açısından öncelikler değişse de, genel olarak yaklaşım şu şekilde; öncelikle özet okunur, doğrudan bizim araştırmamızla ilgili değil mi, o zaman başka bir makaleye geçilir. Doğrudan bizim araştırmamız ile mi ilgili, o zaman özetten sonra sonuç okunur. Bu aşamada da acaba araştırmanın devamını okumam gerekli mi diye sorulur, eğer gerekli ise, araştırma bulguları (şekiller, tablolar ve bulgular bölümü) okunur. Bu aşamadan sonra giriş bölümü okunur ve en sona yöntem bölümü incelenir. Giriş bölümü ile yöntem bölümünün okunması yer değiştirebilir. Bu yaklaşımın artı tarafı çeşitli aşamalarda makalelerde elemeler yaptığımız için zaman kazancı açısından üstte belirtilen sıralı okumaya göre daha etkili. Eksi tarafı ise bazı bölümlerin okunmaması durumunda (örneğin yöntemin) ilerde ihtiyaç duyulabilecek bir alan öğrenilememiş olabilir.

Aslında bu iki yaklaşım öyle keskin sınırlar ile birbirinden ayrılmış değil. Ayrıca belirtilen sıralar ve yöntemler kesin değişmez çerçevelere de sahip değiller. Bence önemli nokta, makale okuma yaklaşımının zaman yönetimi ve elde edilen bilgi düzeyi açısından artı ve eksilerinin tartırılarak, harcanan zamanın fırsat maliyetinin düşünülmesidir.

Okuma Sorun ve Olası Çözümleri

  • Az okuma: Eğer tembellik nedeniyle az okuyorsak, çözüm basit; daha fazla okuyun. Ancak yeni bir araştırma konusuna başladığımız için ilgili makaleleri de bulamamış olabiliriz. Bu durum da okumadan ziyade literatür taraması ile ilgili.
  • Çok okuma: Bence en önemli sorunlardan birisi bu gereğinden fazla okuma kısmı. Araştırma aşamasında insan karşısına çıkan konuyla doğrudan veya dolaylı ilgili her makaleyi okumak isteyebiliyor. Bu durum ciddi bir zaman kaybına yol açıyor. Çünkü araştırma alanı aslında o kadar da geniş değil. Ayrıca elde edilen bilginin araştırmamız açısından uygulanabilir olması gerekiyor. Diğer türlü roman okur gibi okuyup, onlarca makaleden sonra eee ne oldu şimdi diye bir boşluğa düşmek  mümkün. Ayrıca araştırmanın diğer kısımları (veri toplama, analiz, yazım vd.) okuma aşamasına ayrılan gereğinden uzun zaman nedeniyle yeterli ilgi görmediği için çalışma kalitesinin olumsuz etkilenmesi de mümkün. Hala bu sorunla uğraşan birisi olarak, kendime ve benzer sorunu paylaşan arkadaşlara diyeceğim; daha seçici davranmak lazım.
  • Alan yabancılığı: Yeni bir alanda bilimsel bir makaleyi okumak, alanın kendine has terminolojisi nedeniyle başlangıçta oldukça zor olabiliyor. Bu durumu biraz rahatlatmak için konu ile ilgili önemli bir makalenin okunması aşamasında anlaşılmayan ve sürekli karşımıza çıkan kavramlar not alınıp, öğrenilebilir ve ardından kaldığımız makalelere dönülebilir.
Araştırma Teknikleri kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Tarım Politikası Uygulama Dersi 2017

Bu yazı 2016-2017 Bahar Dönemi’nde Ankara Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü’nde verilen ZTE306 Tarım Politikası Uygulama Dersi’nin içeriklerinden oluşmakta ve düzenli bir şekilde güncellenmektedir.

Ders İçeriği

1- Tarımsal Destekleme Politikası

2- Destekleme Ölçüm ve Düzeyi

3-1- Destek Etki Ölçüm Nedenleri

3-2- Veri

3-3-1- Yöntem Giriş

3-3-2- Matematik ve İstatistik

3-3-3-1- Ekonometri ve Temel Regresyon

3-3-3-2- Regresyon Çeşitleri

3-3-4- Analiz

4. Analiz Örnekleri

5-EK: Latince Kavramlar

Uygulama Dersi Ödevleri:

Not: Tarım Politikası ana dersinin notları; 1 2 3 4 5 6 7 8

Ders kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Yaklaşan Kongreler

Tarım Ekonomistleri Asya Cemiyeti 9. Uluslararası Konferans
Bangkok, Tayland (11-13 Ocak 2017)

Avrupa Tarım Ekonomistleri Derneği 161. Seminer
Innsbruck, Avusturya (13-17 Şubat 2017)

Tarım Ekonomisi Cemiyeti 91. Yıllık Konferansı
Dublin, İrlanda (24-26 Nisan 2017)

Amerikan Tarım Ekonomistleri Derneği Yıllık Konferansı
Chicago, ABD (30 Temmuz- 1 Ağustos 2017)

Avrupa Tarım Ekonomistleri Derneği 162. Seminer
Budapeşte, Macaristan (26-27 Nisan 2018)

30. Uluslararası Tarım Ekonomisi  Konferansı
Vancouver, Kanada (28 Temmuz-2 Ağustos 2018)

Kongre kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Küçük Parçalara Ayırmak

Çalışma tekniklerine karşı özel bir ilgim bulunmaktadır. Araştırma görevliliğine bağladığımızdan bu yana birçok kitap ve makale ile insanların nasıl çalıştığı ve çalışma verimliliğini nasıl artırdıklarına dair çeşitli yazıları inceledim. Ancak kendimin en fazla uyguladığı teknik, doğrudan ilgili olmayan bir alandan geldi.

Yıllar önce Adama Smith’in Ulusların Zenginliği kitabını okurken basit bir örneğe denk gelmiştim. Kitapta insanların belirli alanlarda uzmanlaşarak verimliliği artıracaklarına dair iğne yapımı örnek verilmişti. Kısaca bir insan tek bir iğneyi tek başına yapmak yerine birisi teli keser, birisi ucunu yapar vb. şeklinde bir iş bölümü yaparlarsa, çok daha fazla iğne üreticilerini ifade ediyordu. Aslında bu örneğe göre iş birliğinin verimliliği artıracağı sonucu çıkmaktadır. Ancak ben bu örnekten çok farklı bir şekilde faydalandım. Faydalandığım yaklaşımın temel noktası; bir işi bütün halinde düşünmek veya çalışmak yerine, parçalara ayırarak küçük kısımlar halinde ilerlemek.

Yapılacak işin parçalara ayrılması aslında herkes tarafından uygulanan bir yaklaşım. Ama benim vurgulamak istediğim nokta düşünce tarzının da parçalara ayrılma şeklinde değiştirilmesi. Bu konuyu bir örnekle açıklayalım. Örneğin amacımız tezimizi bitirmek olsun. Eğer bu düzeyde bir amaç ile yola çıkarsak muhtemelen stres düzeyimiz kısa sürede yükselecektir. İlk yapmamız gereken konu tezi parçalara ayırmak; birinci bölüm, ikinci bölüm, üçüncü bölüm. O zaman amacımız tezi bitirmek yerine birinci bölümü bitirmek, ikinci bölümü bitirmek, üçüncü bölümü bitirmek şeklinde değişti. Bu yaklaşımın güzel tarafı en küçük parçalara ayırmaya devam etmek. Devam ediyorum; birinci bölümü bitirmek çok geniş bir amaç. O zaman birinci bölümü bitirmek için yapmamız gerekenler nedir onları tespit ediyorum. Mesela literatür taramak, veri toplamak ve yazmak olsun. Amacım tez yazmaktan literatür taramaya, veri toplamaya ve yazmaya şeklinde daha küçük parçalara ayrıldı. Burada da parçalama işine devam ediyorum. Literatür taramayı, veri toplamayı ve yazmayı gerçekleştirebilmek için yapmam gerekenleri sıralıyorum. Bu sefer amacım çok daha küçük parçalara ayrılmış oluyor. Bu yaklaşımı istediğim derinlikte ilerleterek yapılacak işleri mümkün olduğu kadar küçültüyorum. Böylelikle hem küçük parçaları yapmak daha kolay bir hale geliyor, hem büyük parçanın yarattığı stres azalıyor, hem de küçük parçaların tamamlanması haliyle elde edilen tatmin duygusu çalışmayı kolaylaştırıp, diğer bölümlere daha istekli yaklaşılmasını sağlıyor.

Yeniden daha somut bir örnek vermek istiyorum. Örneğin İngilizce yazdığım bir makalenin Türkçe’ye çevrilip tez içerisine yerleştirilmesi gibi bir işim var. Çeviri işi en azından benim için sıkıcı bir iş olduğundan gereksiz bir stres yaratıyor ve bir türlü işe başlayamıyorum. O zaman hemen küçük parçalara ayırma yaklaşımına başvuruyorum. Önce bölümleri farklı dosyalar halinde ayırıyorum. Ardından o dosya içerisinde paragrafları ayrı parçalara ayırıyorum. Ardından da cümleleri ayrı birer satır başı yapıyorum ve cümle cümle ilerliyorum. Parçalamadan yapmaya kalktığımda karşımda tek bir metin dosyası ve bütün bölümler oluyorken, parçalara ayırdığımda tek yapmam gereken bir cümleyi çevirmek ve işe devam etmek oluyor.

Burada anlattıklarım insanların zaten hali hazırda çalışma yaklaşımlarından bir fark içermiyor gibi görünebilir. Fakat ciddi fark bakış açısının küçük parçalara yönelmesi ile ve yapılacak işlerin netleştirilmesi ile ortaya çıkıyor.

İyi çalışmalar

Not; Küçük parçalara ayırmak neden insan üzerinde verimlilik açısından olumlu etki yaratır veya neden stresi azaltır sorusunun cevabını bilmiyorum. İşin nedenini araştırmak başka bir yazının konusu olabilir.

Araştırma Teknikleri kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Doktora Tezi Sonu ve Kapanış

Yavaş yavaş doktora tezimizin sonuna geliyoruz. İnsan geriye baktığında sürenin ne kadar çabuk ve eğlenceli geçtiğini görüyor. Stresli bir dönem olmasını beklediğimiz doktora döneminin eğlenceli geçmesinin çeşitli nedenleri olduğunu düşünüyorum. Bu yazıda mutlu bir şekilde geçen bu stresli dönemin nedenleri üzerinde durmak istiyorum ve ayrıca kapanış aşamasında ne yapılması gerektiğinden bahsedeceğim.

Dönemin güzel geçmesinin benim açımdan nedenleri;

  • Bir önceki yazıda bahsettiğimiz danışmanın önemi
  • Araştırma konusundan zevk almak ve bir çalışma şeklinde değil de eğlenceli bir oyun olarak görmek
  • Hem bilimsel, hem filimsel açıdan olumsuzluklar olduğunda bu durumu doğal karşılamak ve mutsuz olunan durumların gerekli olduğunu kabul etmek
  • Araştırmanın parçalı bir şekilde bölümlendirilmesi. Bir bölüm bittiğinde sevinmek ve heyecanla diğer bölüme başlamak
  • Parasal anlamda destek bulunamadığında eldeki imkanlar ile çalışmaya kişinin kendisinin destek olması
  • Ulusal ve uluslararası diğer araştırmacıların tecrübelerini incelemek ve onlardan çeşitli konularda örnek almak
  • Aile, arkadaş ve iş ortamı desteği
  • En basit soruyu bile sormaktan çekinmemek ve çeşitli araştırmacılardan ilgili konularda destek almak
  • Araştırmanın yazıya dökülmeden sözlü bir şekilde sürekli tartışılması
  • Araştırmaların yazılı bir şekilde diğer araştırmacılara verilmesi ve eleştirilerin alınarak, çalışmaların geliştirilmesi
  • Bir veya birkaç bölümü bilimsel açıdan önemli bir yerlerde yayımlamak veya yayımlamaya çalışmak

Muhtemelen belirttiğim nedenler dışında da birçok konu işin güzel geçmesinin nedeni olmuştur. Ciddi düzeyde çalışmak gibi zaten olması gereken konulardan bahsetmek istemiyorum. Zaten işten zevk alındığı zaman çalışmak bir neden değil, bir sonuç oluyor.

Peki ya doktora sonuna geldiğinde ne yapmamız gerekiyor;

  • Öncelikle aklımızda birçok araştırma konusu var. Ancak artık doktora tezinin bittiğini kabul etmek gerekiyor ve mevcut olası araştırma konularının ileri ki dönemlere bırakılmasında fayda var
  • Evernote gibi programlara bir not defteri açarak kapanış ile ilgili yapılması gerekenler en küçük ayrıntısı ile not alınabilir ve sırasıyla bu küçük notlar tamamlanabilir
  • Doktora sonrası iş konusunun ne olacağı netleştirilmeli ve tez bitişi ona göre planlanmalı
  • Her ne kadar tez tamamıyla bitse bile, yazım kuralları, ufak tefek düzeltmeler gibi konulara en az 1 ay ayrılmalı
  • Son olarak kapanış yapılmadan çalışma kapsamında yapılan analizlerin, toplanılan verilerin ve elde edilen bulguların doğruluğunu kontrol etmek için bütün hesaplamalar yeniden yapılabilir

Bu yazıyı şu genel görüşümle bitirmek istiyorum. Doktora dönemi stresli, zor, sıkıcı olabilir. Ancak bu belirtilen dönemler doktora tezinin tamamı için geçerli olmamalıdır. Evet, bazı zamanlar insan sıkılıyor, aşırı stres altına girebiliyor. Fakat dönemin tamamı bu şekilde olmamalıdır. Eğer genel olarak dönemden zevk alınmıyorsa ve eğlenceli bir şekilde görülmüyorsa, bu durumda bir şeylerin yanlış olduğunu ifade etmektedir. Önemli olan sorunların tespit edilerek işin güzel yanlarını ortaya çıkarmak ve eldeki imkanlar ile en iyisinin yapılmaya çalışarak bilime ufakta olsa katkı sağlamak.

İyi çalışmalar

Alper

 

Araştırma Teknikleri kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Danışman Önemi

Bilimsel amaçlı çalışmaya başladığımdan bu yana bir çok danışmanım oldu. Aslında bütün danışmanlarımla iyi ilişkilerim olsa da, danışmanlarımın ve benim üniversite değiştirmem nedeniyle farklı danışmanlarla çalışmak durumunda kaldım. Birlikte uzun bir dönem çalışma imkanı bulduğum danışmanlarım sırasıyla Yaşar Aktaş, Necat Ören ve son olarak Emine Olhan. Hepsinden çok önemli bilgiler öğrendim. Aslında bilimsel bilgilerin yanı sıra bilime ve bilimsel çalışmaya yaklaşımları benim üzerimde önemli etkiler sağladı. Üst kısımda ismi geçen hocaların yanı sıra Jean-Paul Chavas ile geçirdiğimiz 1 yıllık sürenin de danışman öğrenci ilişkisi açısından önemli etkileri olduğunu söyleyebilirim. Bu girişten sonra en uzun çalışma imkanı bulduğum son danışmanım Emine Olhan ile geçirdiğimiz sürede öğrendiklerimi ve başlıca gözlemlerimi bir kaç noktada özetlemek istiyorum;

  • Danışmanın bir öğrenciye sağlayabileceği en önemli imkanın, onu özgür bırakması ve gerekli noktalarda küçük dokunuşlar ile yön vermesi olduğunu düşünüyorum. Çünkü bence danışmanın başlıca görevi, geleceğin bilim insanı için uygun çalışma ortamını hazırlamasıdır. Geriye kalan ise genç öğrencinin bu imkanı kullanıp araştırmanın keyfini çıkarması kalıyor.
  • Hem öğrenciler, hem de danışmanlar arasında yaygın olan, çok şükür ki benim ve danışmanımın katılmadığı, bir algı var. Öncelikle öğrenciler arasında olan yaygın ve bana göre yanlış algı danışmanın öğrencilere konu vereceği, yöntem öğreteceği gibi doğrudan araştırma özelini ilgilendiren konular. Bu bağlamda öğrencilerin danışmanlarından konu seçmesini veya gerekli yöntemi öğretmesini düşünmek doğru bir yaklaşım değil. Öğrencinin konu seçmesinde tabi ki danışman yardımcı olabilir. Ama bir öğrenci için konu seçmek ve bu konunun nasıl değerlendirileceğini, nasıl kuramsal yaklaşılacağını öğrenmek danışmanın değil öğrencinin görevi. Danışmanlar arasından yaygın olan ve yine bana göre yanlış olan algılardan birisi kendi güvenli bölgelerinin (genellikle geçmişte yaptıkları bir çalışma veya uzmanlık alanları özelindeki konular) dışına çıkmak isteyen öğrencilere pek sıcak bakmamalarıdır. Evet danışmanın uzmanlık alanına yakın alanlarda çalışıyoruz, ama danışman ısrarı ve zorlamasıyla seçilen konularda yapılan çalışmanın öğrencilere ve sonuçta danışmanlara bir katkısı olacağını düşünmüyorum. Kısaca netleştirirsek; öğrencinin görevi kendi benimsediği alanda başlıca kendi çabasıyla bir şeyler yapmak iken, danışmanın görevi de yeni yaklaşımlara ve konulara açık olmak olduğunu düşünüyorum.
  • Danışmanın sağlayacağı katkılardan bir diğeri de özellikle ilgili araştırma için gerekli olan kaynakların temini olabilir. Bu durum proje kapsamında sağlanan parasal kaynakların yanı sıra, özellikle danışmanın uzun yıllar tecrübesi ile oluşturduğu çevreden yararlanarak elde edilen veri, kitap, dergi vb. kaynaklar da olabilir. Zaman içerisinde gözlemlediğim; eğer danışmanın ulusal ve uluslararası bilim ve kamu kurumlarıyla ilişkiyi iyi ise, bu öğrenciye eğer ister ve kullanırsa büyük katkı sağlayabilir. Burada danışmanın imkanlarını kullanmak yine öğrencinin talebi doğrultusunda gerçekleşebilir.
  • Danışman ile öğrenciler arasındaki ilişkiler her zaman sadece bilimsel amaçlı olmuyor. Bilime bakışınızın yanı sıra bilim dışı sosyal konulara bakışında ilişkilerde etkili ve önemli olduğunu söyleyebilirim. Bilim dışı ilişkilerde sokak hayvanlarının korunmasından tutunda, sevgilinizle yaşadığınız problemlere, dürüstlüğün öneminden, siyasi görüşlere kadar bir çok konu danışman ile ilişkileri etkileyebilir. Bazı durumlarda sosyal olaylara bakış açısının mevcut danışman öğrenci iletişimine karıştırılmaması yönünde tavsiyeler veriliyor. Evet danışmanımız ile profesyonel bir iş ilişkimiz olsa da, sonuçta sosyal bir varlık olarak insani duygularımızda ister istemez bu ilişkilerimizin içerisine giriyor ve mevcut iletişimi etkileyebiliyor.
  • Aslında danışman öğrenci ilişkisi ve iletişimi oldukça uzun tartışmaları içerisinde barındıran bir konu. Bunun başında; danışman seçimi, iletişim düzeyinin kurulması ve sürekliliği gibi konular gelse de, ben burada biraz daha işin içerisinde gözlemlediğim ve sürekli bir şekilde önemini hissettiğim konulardan bahsetme gereği duydum.

Özetle; danışman ile öğrenci arasındaki ilişki hem öğrencinin hem de danışmanın başarısını önemli düzeyde etkilemektedir. Özgür bir çalışma ortamını sağlayan ustanın yanında, çalışkan bir çırağın, mutlu ve verimli bir üretim gerçekleştireceğini düşünüyorum.

Araştırma Teknikleri kategorisine gönderildi | 1 Yorum

Araştırma Ekibi Kuruyoruz

Doktoramızın sonlarına doğru geldiğimiz için aklımızdaki diğer projeleri yavaş yavaş ortaya çıkarma vakti geldi. Belirli bir süredir danışman hocam Prof. Olhan ile bir araştırma ekibi oluşturmayı tartışıyoruz. Burada işin ayrıntılarına kısaca değinmek istiyorum.

Bizim çalıştığımız alanda genelde birkaç kişilik araştırma grupları var. Biz bu mevcut birkaç kişilik grubumuzu büyütmek ve bilime katkı sağlayacak bir ekip kurmak istiyoruz. Yaklaşımımızın başlıca özellikleri şöyle;

– Genç öğrenci arkadaşlarımızla birlikte öncelikle bilimin güzelliğini tartışacağız,
– Ardından bilim yapmak için gerekli olan bilim felsefesi, yabancı dil bilgisi, bilgisayar programları, araştırma yapım süreçleri, uluslararası bilim camiasını takip vb. konularda eğitimler düzenleyeceğiz,
– Eğitim programları sonrası başarılı ve ilgili arkadaşlarımızla bir ekip oluşturacak ve bu ekip ile birlikte çeşitli araştırma projeleri oluşturacağız. Bu araştırma projeleri sadece bizim aklımızda olan araştırma konuları olmayacak. Aynı zamanda yeni ekibimizin araştırmak istediği konuları da içerecek. Daha işin başında olsak da şimdiden 4-5 proje önerisinin altyapısının hazır olduğunu belirtmek isterim.
– Kısaca genç dostlarımızla birlikte bilimsel araştırma yapmak için uzun dönem bir plan çerçevesinde bir araştırma ekibi kuruyoruz.

Bu konu bizi çok heyecanlandırmaktadır. Hem kendi belirlediğimiz hem de genç arkadaşlarımızın ilgi duyduğu birçok araştırma konusu bulunmaktadır. Bu ekip ile birlikte çok güzel bilimsel işler yapacağımızı düşünüyorum. Şimdilik daha çok yeni. Ayrıntılarını ilerde paylaşacağım.

Bu arada yaz için ilk planımız yabancı dilin geliştirilmesi;
– 12 Haziran 2016 saat 11.00’de bölümde buluşuyoruz. Çeşitli bilgisayar programları çerçevesinde yabancı dilin geliştirilmesine yönelik temel bir program belirleyeceğiz.

Not; İlk etkinliğimiz herkese açık. Bekleriz : )

Araştırma Teknikleri kategorisine gönderildi | 2 Yorum

Türkiye’de Tarım Ekonomisi Alanında Örnekleme

Türkiye’de tarım ekonomisi alanında ankete dayalı yapılan çalışmalarda anket yapılacak üretici sayısını belirlemek için özellikle tesadüfi örnekleme kuramına dayanan yaklaşım dikkate alınmaktadır. Çiftçi Kayıt Sistemi’nden alınan kayıtlara bağlı üretici sayıları belirlenmekte ve örneklemeye göre çekilen üreticiler şehir, ilçe, köy bazında ayrılmakta ve özellikle maliyet anketlerinde işletme büyüklüklerine göre dağıtılmaktadır.

Lafı uzatmadan doğrudan söyleyim; örnekleme yaklaşımımız sahada çalışmamaktadır. Bunun başlıca nedenleri belirli düzeyde üretici tapu sorunları nedeniyle ÇKS’ye kayıtlı değildir. Kayıtlı olanlarda ise sadece mülk arazileri bulunmaktadır. Bu durum kiracılık ile yapılan tarımı yok saymaktadır. Durum böyle olunca da kağıt üzerinde yapılan örnekleme yaklaşımı sahada değiştirilmek zorunda kalınmaktadır.

Özetle örnekleme konusunu Türkiye tarım ekonomisi camiası olarak yeniden düşünmemiz ve eski yaklaşımı değiştirmemiz gerekmektedir…

Araştırma Teknikleri kategorisine gönderildi | Yorum yapın